top of page

“ Dile Gelmeyen Bedene Gelir.”

Güncelleme tarihi: 8 Mar 2025



Psikosomatik Bozukluklara Psikanalitik Perspektiften Bakış


Psikosomatik kavramı, bireyin psikolojik süreçlerinin bedensel belirtiler üzerinden dışavurumu olarak tanımlanır. Psikanalitik teoride psikosomatik hastalıkların kökeni, bilinçdışı çatışmaların ve sembolizasyon süreçlerindeki eksikliklerin bedensel düzeye yansımasıyla açıklanır. Bu yazıda, Freud’dan Lacan’a kadar psikanalizin bu alandaki yaklaşımlarını ele alacak ve günümüzde psikosomatik hastalıklarla nasıl çalışıldığını irdeleyeceğiz.



Sigmund Freud, psikosomatik semptomları histerik belirtilerden ayırarak açıklamaya çalıştı. Histeride bilinçdışı çatışmalar konversiyon mekanizmasıyla bedensel semptomlara dönüşürken, psikosomatik hastalıklarda konversiyon yerine doğrudan organik bozukluklar gelişir. Freud, özellikle ‘Yas ve Melankoli’ (1917) makalesinde, melankolide benliğe yönelik saldırganlığın nasıl otoimmün hastalıklar gibi psikosomatik rahatsızlıklarla ilişkili olabileceğini vurgulamıştır.


Freud’un hipotezlerine göre; Histerik belirtiler bilinçdışındaki çatışmaların metaforik dışavurumlarıdır.

Psikosomatik semptomlar ise sembolizasyon eksikliğiyle doğrudan bedene yazılır. Freud’un psikosomatik hastalıkları anlamlandırmada zorlanmasının bir nedeni, bu hastalıkların “anlamsız” gibi görünmesiydi. Histerik semptomlar, bilinçdışı çatışmaların metaforik bir anlatımı olabiliyordu; oysa psikosomatik belirtiler sembolik açıdan boş gibi görünüyordu.


Pierre Marty ve Joyce McDougall 20.yüzyılda, Fransız psikanalist Pierre Marty ve ekibi (Michel de M’Uzan, Christian David) psikosomatik hastalıkları açıklamak için psikosomatik organizasyon kavramını geliştirdi. Bu yaklaşıma göre Düşüncenin mentalizasyon kapasitesi zayıfsa, yani kişi bilinçdışı çatışmaları zihinsel düzeyde işleyemiyorsa, bunlar doğrudan beden üzerinde ifade bulur. Bu bireylerde genellikle alexithymia (duygularını söze dökme güçlüğü) gözlemlenir. Sembolik düşünme kapasitesi düşük olduğu için hastalıklar bedenin dilinde ortaya çıkar.


Joyce McDougall ise psikosomatik belirtileri “sahte kendilik” kavramıyla ilişkilendirerek, bu hastaların genellikle erken çocukluk travmaları nedeniyle bastırılmış bir duygulanım sistemine sahip olduklarını ve bedeni duyguları ifade etmenin tek yolu olarak kullandıklarını ileri sürdü.



Jacques Lacan, psikosomatik semptomları anlamlandırırken sembolik düzen (dil, yasa, ötekiyle ilişki), imgesel düzen (benlik algısı) ve gerçek düzen (dil ötesi, travmatik olan) arasındaki ilişkiye odaklandı.


Lacan’a göre psikosomatik bozuklukların temelinde sembolizasyon eksikliği yatıyor. Psikosomatik semptomlar histerik belirtiler gibi anlamlı bir dile sahip değildir.

Histeride semptomlar bilinçdışı dile çevrilebilirken, psikosomatik belirtiler sembolik düzenden kopuktur.

Gerçek’in İnskripsiyonu (Bedenin Üzerine Yazı Olarak Semptom) Lacan, bu semptomları “delikteki yazı” olarak tanımladı. Yani sembolik düzende bir boşluk (delik) olduğunda, beden bu eksikliği doldurur.

Psikosomatik bozuklukları olan kişilerde, bu eksiklik dil öncesi döneme ait erken çocukluk travmalarına dayanır. Lacan’a göre, çocuk, dil içine doğarken Öteki’nin (anne, baba, toplum) bakışıyla şekillenir. Ancak psikosomatik semptomları olan kişilerde Öteki’nin düzenleyici etkisi eksiktir ( öteki’nin bakışı eksiktir ). Bu nedenle, psişik çatışmalar bilinçdışında işlenemeyip doğrudan bedene yazılır.


Sedef Hastalığı ve Bedenin Sembolizasyonu


Lacan’a göre, sedef hastalığı gibi otoimmün hastalıklar, kişinin öznel hikâyesinde anlamlandırılamayan bir boşluk olduğunda ortaya çıkabilir. Kişi, Öteki’yle sembolik bağ kurmada zorlandığında, bedeni doğrudan Öteki’ne bir mesaj iletme aracı olarak kullanabilir. “Beni gör” ya da “beni bırak” gibi bilinçdışı talepler, bedenin yüzeyine yazılır.



Psikanalitik terapide psikosomatik hastalıklarla çalışırken bedenin, kayıp sembolizasyonun bir alanı olarak görüldüğü bir yaklaşım izlenir. Terapide Hastanın bilinçdışı süreçlerini kelimelere dökmesini sağlamak önemlidir. Serbest çağrışım tekniğiyle bedensel semptomlar arasındaki anlam bağları aranır. Duygulanımı tanıma ve söze dökmeyi geliştirme önemli yaklaşımlardan biridir. Alexithymik hastalar genellikle duygularını tanımlamakta zorlanır. Terapi sürecinde duygu farkındalığı artırılarak semptomların anlamlandırılması sağlanabilir. Hastanın yaşam öyküsündeki travmatik eksik noktalar incelenir. Delikteki yazı” kavramıyla çalışılarak, bedensel semptomların psişik dünyadaki yerinin keşfedilmesi amaçlanır. Psikosomatik hastalar genellikle Öteki’yle bağ kurmada zorluk çeker. Terapide, Öteki’nin bakışını (tanınma, görülme ihtiyacı) yeniden yapılandırmak önemli olabilir.



Psikanalitik teoriye göre psikosomatik hastalıklar, bilinçdışı çatışmaların sembolik olarak işlenememesi nedeniyle ortaya çıkar. Freud’dan Lacan’a kadar farklı psikanalistler bu hastalıkları anlamlandırmaya çalışmış, ancak Lacan’ın “delikteki yazı” kavramı, günümüzde bu alanda çalışan birçok terapist için önemli bir açıklama modeli sunmuştur.


Günümüzde psikosomatik hastalıklarla çalışan psikanalistler, hastaların sembolizasyon kapasitelerini geliştirmeye ve bedensel semptomları psişik düzeyde anlamlandırmalarına yardımcı olmaya çalışır. Bu süreçte, bedenin dili çözüldüğünde semptomun kaybolabileceği ya da en azından anlam kazanarak hastanın psikolojik dünyasında işlenebilir hale geleceği düşünülmektedir.

 
 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör

Yorumlar


Bu gönderiye yorum yapmak artık mümkün değil. Daha fazla bilgi için site sahibiyle iletişime geçin.

© 2025 by Klinik Psk. Yasemin Kurçenli Powered and secured by Wix

bottom of page